Köşe Yazıları

AŞKINLIK VE İÇKİNLİK

AŞKINLIK VE İÇKİNLİK
Gökkuşağı Köşesi Banner

‘’Senin bu yersiz, yurtsuz ve savrulan hallerini anlayabiliyorum kendimce; ki ben de hala savruluyorum birçok başka şekilde. Sadece şöyle bir farkımız var seninle; o da benim kendi içimde küçücük bir alanda kendim olabildiğim bir odam var. Bu odayı keşfettim keşfedeli bir miktar huzur buldum varlığımda ve tek gayem ölene dek o odanın etrafına yeni odalar inşa edebilmek,’’ sözcükleri art arda çıktılar adamın dudaklarından.

Düşüncelerinin kelimelere devinebilmesi için genç kadınla birkaç dakika boyunca göz teması kurması gerekmişti. Bu göz teması sırasında kadının gözlerinde güvene ait parıltılar belli belirsiz bir senkronda geçip gitmişlerdi. Görünen o ki kadının gözlerindeki o parıltıları yakalayan adamın konuşabilmesini sağlayan özgüven fitilini de bu parıltılardan biri ateşlemişti.

İkisi de aynı iş yerinde çalışıyorlardı. Aynı yıl iş yerine transfer olmuşlardı. Aralarında on iki yaş fark vardı. Adam genç kadından daha çok yaş almış fakat her nasılsa daha genç davranmayı bir şekilde başarabilmişti. Kendi seçimi olduğu davranışları konuşmadan başkalarına gösterebilmekte ustalaşmıştı. Öğrendiği bu davranış şemasından aldığı kuvvetle genç davranabildiği zamanları kendisi seçiyor; sohbetlerden sıkıldığı zaman da dinlenme odasından bir hışımla çıkabiliyordu.

Dinlenme odası yoğun iş saatlerinde tüm çalışanların toplanabildiği, o basit ve işlevsiz odalardan biriydi. Odaya kişilik katan tek bir obje bile yoktu ve hatta iş yeri sahibi adını dinlenme odası koyduğu bu odaya, çalışanlar işlerini (görevlerini ya da her ne haltsa) unutmasınlar diye birkaç yersiz kişisel gelişim sloganı tablosu asmıştı. İçi boşaltılan terimler gibi bomboş bir odaydı uzun lafın kısası dinlenme odası.

Genç kadın adamla ilk karşılaşmalarını hatırladı dinlenme odasında. Genç kadın kendini sevdirebilmek adına diğer meslektaşlarına şebeklik yapıyordu adam odaya girdiğinde. Her nasılsa otuz saniye içinde odanın odağı genç kadından adama geçivermişti. Genç kadın diğerleri tarafından artık dinlenmediğinin farkına varmıştı. İçinde oluşan belli belirsiz hiddetle adama dönmüş ve yergisel bir üslupla “Hızınıza bakılırsa başkalarının sohbetlerini kesmekte üstünüze yok,” demişti. Adam genç kadına omzu üzerinden başını çevirerek ‘’Muazzam enerjinizi bu kadar hızlı tüketmeyin. Yoksa benim gibi hız kesenler onu çalarlar,’’ diye karşılık vermişti sırıtarak. Genç kadın bu cümlenin içindeki iltifatı yakalamak için iki gecesini tüketmişti.

Ve yine adamın gözlerine bakarken aklından geçirdiği bu anı, gözlerindeki güven parıltılarını hiddet alevlerine ardından da başarılı bir analizin getirdiği o dingin su damlalarına benzer gülümsemeye bıraktı. Genç kadının gözlerindeki bu geçişleri yakalayan adam ‘’Neyi hatırladın az önce?’’ diye sordu. ‘’Sizinle ilk tanıştığımız günün anıları canlandı gözümde,’’ diye cevap verdi genç kadın.

Adam yine o sırıtışını yüzüne takınarak cevap verdi:

‘’Hızını kestim keseli iyi bir ikili olduk.’’

Karşılıklı gülümsediler. Genç kadın az önceki sohbetten bağımsız bir şekilde;

‘’Beni, sana hiçbir şey anlatmadan böylesi bir hızla nasıl anladığını bilmiyorum. Önceleri çok rahatsız olurdum bu tavrından. Şimdi ise bana zihninde mesai harcıyor oluşun bir abinin kardeşine verdiği güven gibi huzurla kaplıyor içimi. Evet. Savrulduğumu hissediyorum. Bunda çok haklısın. Kurduğum hayallerle daldığım uykular yerini kaygılarla dolu uykusuz gecelere bıraktı. Bir diploma alabilmek için didindiğim günlerin ardından şimdi de bir unvan elde edebilmek için iş yerinde didinip duruyorum. Üstüne bir de herkesle aramı iyi tutmak için kendimden büyük büyük parçalar koparıp insanların doyumsuz ve iştahtan sırılsıklam olmuş ağızlarına tepiyorum kendime ait olan enerjimi. İşin komik yanı da benden böyle bir talepte bulunmamalarına rağmen yapıyorum bunu.’’

Adam oturduğu sandalyeyi istemsizce ayaklarıyla ittirip, genç kadınla arasına mesafe koydu. Az önceki huzurlu enerjileri yerini ihtiyatlı bir durgunluğa bırakmıştı. Gözlerinde korku olduğu çok belli olan fişekler alev almış, göz bebeklerinden dinlenme odasına dağılıyorlardı. Bu fişeklerden birkaçının genç kadının zihnine isabet ettiğini fark eden adam, onun konuşmasına izin vermeden konuşmaya başladı.

‘’Ortaokuldaki Türkçe öğretmenim bana okumam için Altın Beyinli Adam’ı hediye etmişti. Kitapların hediye edilebilecek en güzel nesnelerden birisi olduğunu anlamamın da hikayesidir bu ama konumuz bambaşka şimdi. Konumuz sensin. Neyse…’’

Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti adam:

‘’Kitap Alphonse Daudet’in ünlü bir hikayesi. Ben de sana hediye etmek isterim bu kitabı. Şimdi sana uzun ve kasvetli ve aynı zamanda da didaktik sıkıcılıkta bir nutuk çekmek istemiyorum. Kitabı sana hediye edeyim. Sen de oku. Sonrasında tekrar konuşalım bu konuyu.’’

Kafasıyla sakince onayladı adamı genç kadın.

‘’Ben sıkıldım. Zaten çalışma vakti de geldi,’’ dedi adam. Yine aynı hışımla kalkıverdi sandalyesinden. Yüzünü genç kadından kapıya çevirmeden önceki alaycılıkla karışık vakur yüz ifadesi, yüzü kapıya döndükten sonra hızla hüzne bıraktı kendini.

Genç kadın adamın ardından seslendi;

‘’Benim daha yirmi dakikam var. Teşekkür ederim.’’

Adam yüzünü kadına çevirmeden sağ elini havaya kaldırarak sağa sola salladı. Teşekkürü sevgi ritüeline çevirmek istemediği zamanlarda bu el hareketine sığınırdı. Bildiğini paylaşmanın kutsiyet taşımadığını öğrendi öğreneli teşekkür’lerin birçoğunu da gereksiz sevgi gösterilerini bir kenara bırakarak kabul ediyordu.

Genç kadın derin bir oh çekti. Hafiflemiş hissediyordu. Ardından kendine Türk kahvesi hazırlamaya karar verdi.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL