Köşe Yazıları

ALÇALMAKTANSA, AÇ KALMAK YEĞDİR!

ALÇALMAKTANSA, AÇ KALMAK YEĞDİR!
Gökkuşağı Köşesi Banner

“Fakir bebeğin içemediği sütü, zenginin köpeği içiyorsa; bana adaIetten bahsetmeyin.” SamueIson

Bu ülkenin herkese hayat borcu varken aslında, ne de çok yıpranıyoruz şu son zamanlarda.

Türkiye şartlarında yaşamak büyük sabır, fakat ondan da evvel “Ruh ve Beden” sağlığı gerektiriyor sevgili okur.

Yaşam enerjimiz yerlerde, keyifsizlikse tavan… Taban ve tavan arasında sıkışıp kalmış hayatlarımız. Aşağı tükürsek bıyık, yukarı tükürsek sakal… Tersini mi söyledim? Olsun, düz olan ne var sahi?

Mutsuzuz ve dahi keyifsiz!

Yaşama hevesimizi törpüleyen, ekonomik çöküşle çırpınan ülkemizi ve yaşamak için direnen ülke insanımızı gördükçe ne kadar keyifli olabiliriz ki? (“Hak ettilerrrrr, hak ettilerrrr,” cümlesi burada kullanılır ama, e be kardeşim kurunun yanında yaş da yanmayaydı iyiydi!) 

Mutsuz giriyoruz yatağa ve sabahına yine mutsuz uyanıyoruz… Doğru sıfat “Umutsuzluk” aslında.

Tükenmişlik sendromuna bulandık. Neredeyse hepimiz! Hepimiz, aynı lugatlarla sızlanıyoruz.

Bir şeyler (aslında her şey) aksıyor ve aksayanı onarmaya çalışıyoruz. Onarmak için tuttuğumuz yerin kopma ihtimaline de hazır olmamız gerekiyor bir yandan. Ulayarak yaşıyoruz, onu ona, ona onu… Hep bir açığı kapatma çabası. Hep bir hesap ve kitap.

-Doğarken kısa çöpü çekmiş olmak gibi bir şey bu ülkede yaşamak-…

Her geçen gün yarınlara dair endişelerimiz artıyor. Gayesini unutmak durumunda bırakıldığımız bu hayatta, karşı durduğumuz lanet kapitalizme “özellikle hizmet eden” bireyler haline gelmişcesine yaşıyoruz. Bu şekilde yaşamaya mecbur bırakıldık! Kabaklar bile bizden daha mutludur eminim. Zira tezgahlarda kilosu 40 TL olmuşken. Düşünsenize hele, kim bilir nasıl da değerli hissediyorlar kendilerini… Oysa ki ben kendimi bir “Hıyar” gibi bile hissedemiyorum. Az, buz değil sevgili okur, onun da kilosu 35 TL… Biz kimmmm, kabak-hıyar gibi kıymet görmek kim? Gerçek şu ki sebze kadar dahi değerimiz yok bu ülkede.

“Medenileşip saygıyı öğreneceğiz, ülkece kalkınacağız” diye umarken “Neydik, ne olduk, acaba daha ne olacağız?” cümlesinin olumsuz şeklini almış bir yaşam formuna büründük. Ve işte bu yaşam formu, bu ülke insanının büyük çoğunluğunun ömründen, gülüşünden, neşesinden: lime lime çalıyor. Hayallerinden çalıyor ve en acısı da “EMEKLERİNDEN” çalıyor. Yüzsüzce, fütursuzca… Utanmadan çalıyor!

Gaz faturası ile çalıyor, elektrik faturası ile çalıyor.. Benzinle, mazotla çalıyor… Vergiyle çalıyor, dalga geçerek çalıyor, içten içe kıs kıs gülerek çalıyor.

Bir paradox’un içinde çırpınıp duruyoruz. Doğruyu arıyoruz, biliyoruz doğruyu… Ve doğru, salt “bize” doğru… Oklar da…

Engebe tabelalarının yönleri de bize doğru. Çoktan, gözden çıkarılmış benim canım insanım…

Evet, bu ülkenin herkese hayat borcu var… Evet yazacak çok da şey var… Oğuz ATAY’ın da dediği gibi:

“Çok şey vardı anlatılacak. O yüzden sustum. Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı. Sen duydun mu sustuklarımı?”

Bu ülkede ruh sağlığı ile yaşamak beceri isteyen bir zanaat… Bu zor zanaatta başarılı olmaksa çok yazık ki imkansız!

Düştük biz… Düşürüldük… Düşürdünüz… Ama biz, onurumuzla düştük… Peki ya siz? Peki ya vicdanınız? Size hiçbir şey demeyeceğim… Çünkü siz de biliyorsunuz ki:

“Aç kalmak, alçalmaktan iyidir.” Hz Ali

Gülcan PANDORA

YORUMLAR (4)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL