Köşe Yazıları

“Adaptasyon”

“Adaptasyon”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Tüm canlılar, içinde bulunduğu duruma uyum sağlayıp adaptasyon geliştirebiliyor zamanla. İnsan ise bu canlılar arasında adaptasyona en elverişli olanı.

Hem fiziksel şartlara hem zihinsel oyunlara hem de ruhsal olarak geçirdiği… Aman, neyse ne işte!

Babaannem, erkek şiddetine maruz kalmış bir kadındı. Öfkesine sahip olamayan dedem tarafından uğradığı şiddet sonrasında bir gözünü kaybetmiş, tek gözüyle tutunmuştu yaşama. Bizim için tavır ve davranışlarının gerçek hayattaki yansıması olan tam bir Sürahi Nine idi. Hayata karşı oldukça pesimist (kötümser), hoşnutsuz bir kadındı. Yukarıda Allah var, şimdi yalan söylemeyeceğim, sevmezdim çocukken. Onun tarafından herhangi bir sevgi emaresi görmediğimden belki de. Şimdilerde diyebiliyorum ki onun yaşadıklarını da kim yaşasa hani katılaşır, donuklaşırmış. Bu fikrim “Aman kör ölmüş, badem gözlü olmuş!” gibi gelmesin size.Anneannem ise daha çocukken egolarına ve faşizme yenik düşmüş erkeklerin taraf olduğu bir savaşta, yerde bulduğu dinamiti ateşe atınca kaybetmiş bir elini bilekten! Sağ eliydi üstelik! Yediği, içtiği, verdiği tuttuğu haramdı millete sorsan. Öyle derler ya, sol el… Ama ne! Tek eliyle on bir çocuk büyütmüş, tek eliyle on bir çocuğunun başını okşayarak sevgi gösterebilmiş, tek eliyle örgü yapmış, süt sağmış… Çocukken çay bardağıyla içtiğim o taze, sıcak sütün kokusu hâlâ hatırımda mesela… Babaanneme nazaran, hayat motivasyonunu hiç kaybetmemişti anneannem.

Kasabanın birindeydi ilk evim, komşunun köpeğinin yeni doğmuş yavrularını gözüme kestirmiştim. İçlerinden birini almak istiyordum bir iki aylık olduklarında. İşe giderken kulübeye elimi uzatır, önce anneyi severek rüşvetini verir, sonra yavrularını şöyle bir yoklar, sabah sabah enerjimi yükseltirdim onlarla. Henüz yavrular bir haftalıktı. Gece yarısı köpek seslerinden uyuyamamıştım. Sabah rutini için kulübeye yaklaştığımda gördüm komşuyu. Bir dağ gelinciği saldırmış gece kulübeye, yavruların üç tanesini yemiş, sona kalan dördüncü yavruya sıra geldiğinde görmüşler, kaçmış. Son kalan yavrunun da bir patisi yoktu yerinde! Kimsenin istemediği o yavruyu ben aldım iki ay sonra.

Sevginin nasıl gösterileceği; onu görerek, hissederek, dokunarak öğrenilecek bir şey bana göre. O yavruyu katı kurallarla ve kontrolcü bir anlayışla terbiye edeceğini sanan cahil ben! Zamanla kuralların katılığının beni nobranlaştırdığını, insanlarla arama görünmez duvarlar çektiğini anladım. Bana göre yanlış olan bu davranışları düzeltmeye, yontmaya başlamadan önce de bedeller ödedim elbet. Evimi, birikimimi, arkadaşlarımı, saf sevgi yumağı olan hayata üç patiyle başlamış, adını “Şanslı” koyduğum köpeğimi üç yaşında kaybettikten sonra dank etti kafama!

Birkaç yıllık köklü değişimlerin getirdiği buhranların ardından, tazeledim, yeniden nefes alabildim. Mutluluk odaklı çalışmaya, motivasyonda süreklilik sağlamaya, yeteneklerime odaklanmaya başladım. İnsanların değişime karşı gösterdikleri direnç için eleştirmek yerine, ben bu durağanlık karşısında ne yapabilirim? diye diye. 2016’dan itibaren yeni bir köpek sahiplenmek ile başladım bu yolculuğuma; ilgi, alaka, hata karşısında sessizlik ama iyi bir şey yapıldığında teşvik edici olmak… tüm bunlar farklı bir yolun mümkün olabildiğini gösterdi. Çok hızlı ve daha iyi bir yöne doğru evrildi kişiliğim ve ilişkilerim. Bu değişimden hoşlanmayanlara da ne kadar acı verici olduğuna bakmaksızın veda edebildim. Kısaca kuş gibi hafifleyip özgürleştim işte canım ya!

Her şeyin gün be gün kötüye gittiğini iliklerime kadar hissettiğim günümüz şartlarında dahi bu yaşam motivasyonumu aşağı çekmesine izin vermiyorum hiçbir olayın. Her şey değişir; kötü günlerin geçici olduğunu bilerek, iyi günlerin gelip geçerken farkına varabilmeyi amaçlıyorum artık.

Yazın sıcaktan, kışın soğuktan şikâyet ediyoruz ya hani geçeceğini bile bile… Her kışın, her yazın sonu bir bahar; biri ilk, biri son… “Sonsuza dek mutlu yaşadılar” diye bir şey yok. Mutsuzluk da mutluluk gibi gelir, gider.

Canım ülkemde de şartlar çok çabuk değişiyor… Muhteşem bir yüzyılın ardından buhran burnunu sokuyor işlere. Çok kötü zamanlar geçirdik, belki daha da kötüleri ile burun buruna geleceğiz yakın zamanda. Dünyanın adaptasyonu en yüksek olan ülkesi burası. Türkiye halkları; denemeyi, yanılmayı, daha da iyi yenilmeyi, savaşmayı, düşmeyi ve düştüğü yerden yeniden kalkmayı DNA’sında barındıran binlerce kadından, erkekten ve onların yetiştirdiği sevgiyi hakkıyla özümsemiş bizim gibi X, Y, Z, Alfa çocuklarından oluşuyor.

İnanıyorum ben içimizdeki bu İrlandalılara! Yeter ki daha iyi bir yaşamın mümkün olduğuna inansınlar ve bu inancın getirdiği muhteşem motivasyonu diri tutabilsinler. Malum, kış kapıda… Ama biliyoruz her zorluğun ömrü kelebek kadar!

Koyuver biraz suyundan da…

NAKHAR

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL