Köşe Yazıları

YES, PATATES!

YES, PATATES!
Gökkuşağı Köşesi Banner

Ben adaletin olmadığını, tarhana çorbasından sonra sofraya gelen patates kızartmasına elimi uzattığımda; ağabeyimin kafama vurup “ağzını şapırdatma” diyerek beni masadan kaldırdığında anladım. Tüm patates kızartmasını ağzını şapırdata şapırdata afiyetle tek başına bitirdiğinde üstelik.

Ben adaletin olmadığını yerel yönetimlerde söz sahibi olup, sözünü yanında çalışan yüzlerce kişiye geçirebilen, onları etrafında toplayabilen babamın; sözünü kendi evlatlarına geçirememesinden, evlatlarını yemek sofrasına bile maaile toplayamamasından anladım. Evlatlarının kendisiyle problemini anlamak için karşısına alıp konuşmak yerine; öfkelenir, öfkesini de henüz patates kızartması yeni gelmiş kahvaltı masasından çıkarıp masayı devirdiğinde anladım. Olan yine patatese oldu iyi mi? Ben, kendi ailemin soğan cücüğü, adaletin olmadığını patates kızartmasından öğrendim.

Her şeyin hazırını alabilecekken yazları oturur günlerce konserve kurardı annem. Azla yetindiği bir çocukluk yaşadığından belki de. Dokunmatik bir aileden gelmediğinden, başkasının eli değmesindi ekmeğine ya da… Kendi işini kendi görüp kavanozunun kapağını babam açsın diye onu bekleyecek bir kadın değildi yani. Kendi açardı. Babam da, erkeklerin o kendisine ihtiyaç duyulduğunu hissettirecek, avlanma ve eve besin getirme iç güdüsünü karşılayacak başka avlar peşinde koşuyordu o zamanlar.

“Bir şeyiniz olayım sizin,

Hani nasıl isterseniz,

Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz;

Dünyanın bir ucuna

Birlikte gider miyiz?” diye seslenir bir şiirinde Cemal Süreya:

‘Biri, diğerinin mutfağı olmalıdır,’ bana sorulacak olsa. O mutfakta yeterince sevgi, sabır ve emekle herhangi bir yemeği lezzetli yapabilirsiniz çünkü. Yemekten keyif almak tamamen yemek yapma becerinize bağlıdır. Babam aşçı adamdı, demiş miydim? Evinde, kendi mutfağında ona sunulan malzemelerle yapabileceği envai çeşit yemek varken, o dışarıda hamburger yemeyi ve açlığını bastırmayı yeğledi yıllarca.

Ben adaletin olmadığını babamın hamburgere tamah etmesinden; birbirlerine mutfak olamamış insanların boşanma haberlerinden anladım. En çok isimlerin değişip içeriğin değişmediği o malum haberlerden anladım adaletin olmadığını. Toplumsal infial yaratan sismik çizgide, birine iğne batırılırken; diğerine çuvaldız batırıldığında… ‘Vurun güçsüz olan abalıya…’ 

Adalet, haksızlığa uğrayanların arayışından doğmaz mı hep? Bu sebeple zalimlerin insafına bırakılmış bir yanılsama değil midir? Biz adaletin var olabileceğini haksız yere zulme uğrayanların, haklı isyanından anlamadık mı daha önce de?

İsyanın, haklı sebepleri vardır hep. İsyan; hak olanın verilmemesinden, veriliyor olsa bile: “Başımın gözümün sadakası olsun!” diye lütufmuş gibi sunulmasından çıkmaz mı hep?

Nerede kaldı “Bir elin verdiğini diğer el bilmeyecek!” anlayışı bu toprakların? Böbürlenmenin gölgesinde mi kalmıştır yoksa; hallederiz, yaparız, yaptırırım, ben yaptım efendim yalakalığı mı kurmuştur turşusunu tüm bu hak sahiplerinin?

Kişilik Testi 001: Hangi turşusunuz?

Ben: Yes, Patates!

Zulmün haklı bir sebebi olabilir mi Abidin?

NAKHAR

Dinle: Nil Karaibrahimgil – Kamikaze

İzle: Just Mercy

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL